top of page

"Odysseus’un Direği: Nostalji ve Eve Dönüş"

Aug 5
3 min read

 “Geçmişteki mutlu ana duyulan özlem.” 


Nostalji, en yalın hâliyle, zamanın ve mekânın elimizden alıp götürdüğü o mutlu anları arama sızısıdır. Yunanca nostos (eve dönüş) ve algos (acı, keder) kelimelerinin birleşmesinden doğan bu kavram, özünde “geçmiş o güzel ana dönememenin yarattığı ruhsal keder" anlamına gelir. 17. yüzyılda tıp literatürüne ilk girdiğinde vatanından uzak kalan askerlerin sıla hasretine bağlı fiziksel bir rahatsızlığı olarak tanımlanmış olsa da zamanla insanın zihninde, kalbinde ve sanatında derinleşen insani bir hisse dönüşmüştür. Fakat bu sızı, insanın yaratım alanına girdiğinde pasif bir keder olarak kalamaz; dönüştürücü bir güce bürünür. Zamanın yıkıcılığına direnmek, elden kayıp giden o güzel anları ölümsüz kılmak ve zihindeki o sızıyı hafifletmek için hikâyelerin ve imgelerin sığınağına çekilmiştir birey. 


Edebiyat tarihine baktığımızda, o bitmeyen dönüş yolculuğunun kaydıyla başlar her şey. Kavramın kalbinde yatan nostos imgesi, Homeros’un Odysseia destanında en güçlü karşılığını bulur. Odysseus’un fırtınalarla ve belirsizliklerle dolu yolculuğu, sadece haritada bir noktaya ulaşma çabası değildir. O, devasa denizlerin ortasında aslında kaybettiği o huzurlu anı arar. Odysseia, bu yüzden insanın nostalji ile kurduğu o kadim bağın edebiyattaki ilk büyük aynasıdır; bize insanın en uzun yolculuğunun, hep o kaybettiği mutlu anın peşinde içe doğru yapıldığını hatırlatır. 


Nostaljinin bir diğer hammaddesi algos’tur; yani acı. Geçmişte kalmış güzel bir anı hatırlamak insanın ağzında tatlı bir tat bıraksa da o anın bir daha yaşanmayacak olduğunu anladığımız an göğsümüze oturan o keskin sızıdır nostalji. Odysseia’da eve dönüş yolculuğunda sirenler ile karşılar bizi bu acı. Sirenler insanlara geleceği ya da bilinmeyeni vaat etmezler; onlara geçmişi, dünde kalmış o dertsiz, huzurlu günleri ve kaybettikleri o eski kendilerini fısıldarlar. 


John William Waterhouse, Ulysses and the Sirens, 1891
John William Waterhouse, Ulysses and the Sirens, 1891

John William Waterhouse’un tablosundaki o sahneyi bu kadar sarsıcı kılan şey, işte bu acının somut bir beden bulmasıdır. Geminin direğine sımsıkı bağlanmış Odysseus’un yüzündeki o çaresiz ifadeye baktığınızda gördüğünüz şey, geçmişin o büyüleyici sesini duymak ama ona gidememenin verdiği acıdır. John William Waterhouse, direğe bağlı kalmanın acısını görünür kılar; geçmişteki o mutlu anın sesini duysak da, hayatta kalabilmek için kendimizi bugüne bağlamak ve o sızıyla yaşamayı öğrenmek zorunda oluşumuzun resmidir bu. 


Waterhouse bize geçmişin o tatlı, uyuşturucu ve insanı bugünden koparan çekim gücünü gösterirken; Anselm Kiefer nostaljiyi alıp geçmiş kavramının en sert, en yalın gerçekliğiyle yüzleştirir. Çünkü nostalji, sadece dünde kalmış o güzel anları hatırlayıp iç çekmek değildir; geçmişin zamanla nasıl değiştiğiyle, geride bıraktığı o ağır tortuyla yüzleşme sızısıdır (algos). 


Anselm Kiefer, The Mastersingers, 1982 
Anselm Kiefer, The Mastersingers, 1982 

Waterhouse’un eserinde geçmiş, insanı kendine çekip felç etmek isteyen büyüleyici bir sestir. Kiefer’de ise nostalji ile doğrudan hesaplaşılır. Kiefer, geçmişi güzelleştirmeye çalışmaz; o yıkıntıyı elleriyle tutar, külü ve çamuru yoğurur. Geçmişin o yaralı malzemesiyle çalışır. Nostalji tam olarak burada kabuk değiştirir. Geçmişin o ağızda kalan tatlı tadına kapılmak yerine onun geride bırakmış olduğu izlerle yüzleşebildiğimiz zaman gerçekten eve dönüş (nostos) gerçekleşir. Nostalji, “eve dönüşün sızısı”dır. Acı, kaçılması gereken bir hataya ya da zayıflığa değil; eve varmak isteyen herkesin geçmek zorunda olduğu kapının kendisine işaret eder. 


Belki de Odysseus bu yüzden kendi iradesini iplere bağlayarak bu acının kaçınılmazlığını kabul etti. O sızıyı duymadan, o en derin özlemle yüzleşmeden, kendi hakikatine giden yolu bulamayacağını biliyordu. Sirenlerin şarkısı, onun en derin korkusunu ve en büyük arzusunu bir aynada yansıtıyordu: Geçmişin huzuruna teslim olup sulara gömülmek. Bu acı, onun yola devam etmesini sağlayan şeydi. Ve nihayetinde insan, geçmişin gölgeleriyle dövüşmeyi bırakıp onlarla barıştığında, ne kadar uzağa savrulmuş olursa olsun, o en uzun ve çetin yolculuğun sonunda kendi evine adım atmış olur. 


Giorgio De Chirico, The Return of Ulysses, 1968 
Giorgio De Chirico, The Return of Ulysses, 1968 

 
 
 

Comments


bottom of page