top of page

Collectors' x Sorbelisse, "Tenin Hafızası: Bir Estetik Manifesto"

Sep 3
3 min read

“Zamana direnmeden onunla dönüşen ve tinin bilgeliğiyle var olan güzeldir.” 


Güzellik, belki de insanın dünyayla kurduğu en eski estetik uzlaşmadır. Bir biçimde düzen, bir ölçüde uyum, bir yüzeyde anlam ararız. Fakat güzelliği tanımlama arzusu, onu çoğu zaman yaşamın kendisinden daha katı bir şeye dönüştürür: bir ölçüte, bir norma, nihayetinde bir disiplin aracına. 


Tam da burada güzellik ile mükemmeliyetçilik arasındaki ayrım önem kazanır. 


Mükemmelliyetçilik sabit olanı talep eder. Güzellik ise dönüşebilir olanı. 


Doğaya baktığımızda bunun izlerini görürüz. Hiçbir ağaç kendi biçimini sonsuza dek korumaz. Taş, suyun karşısında aynı kalmaz. Kıyılar aşınır, yüzeyler değişir, mevsimler birbirinin yerini alır. Doğa, varlığını korunmuş bir formda değil, sürekli oluş halinde sürdürür. 


İnsan bedeni de bu oluşun dışında değildir. Ten, yalnızca bedenin dış dünya ile sınırı değil; zamanın tuvalidir. Güneşin, rüzgârın, uykusuzluğun, neşenin, hastalığın, yaş almanın ve yaşamanın bıraktığı izleri taşır. Bu anlamda cilt, bir yüzeyden çok bir hafıza alanıdır. 


Ne var ki, güzellik endüstrisi bedeni çoğu zaman yaşayan bir organizma olarak değil, sürekli müdahale edilmesi gereken bir proje olarak ele alır. 


Düzeltilmesi gereken çizgiler.

Giderilmesi gereken lekeler.

Sıkılaştırılması gereken dokular.

Geciktirilmesi gereken yaşlanma. 


Beden böylece kendi zamanından koparılır ve başka bir zamana, yani idealize edilmiş bir zamansızlığa mahkûm edilir. 


Tenimizi neden yaşlanmaması gereken bir yüzey olarak görmeye başladık? 


Belki de güzelliğin modern tarihi, bir bakıma bedenin disipline edilmesinin tarihidir. Beden yalnızca nasıl görüneceği konusunda değil; nasıl yaşlanacağı, ne kadar yer kaplayacağı, ne kadar pürüzsüz olacağı ve hangi yaşta nasıl görünmesi gerektiği konusunda da sürekli olarak eğitilir. 


Özellikle kadın bedeni, güzellik standartlarının en görünür alanlarından biri olmuştur. 


Pürüzsüzlük yalnızca bir görünüş biçimi değildir artık; bir erdem gibi sunulur. Gençlik yalnızca biyolojik bir dönem olmaktan çıkar, korunması gereken görsel bir statüye dönüşür. Kusursuzluk, tüm oluşlardaki varlığıyla tam olarak özümsenmediği müddetçe, insan için ulaşılamaz bir hedef gibi görünür. Ancak insan zaten oradadır, mükemmeliyetçilik bu pervasız çabanın gerekliliğini dayatırken… 


Bedenin doğal dönüşümü böylece bir problem olarak kodlanır. 


Oysa belki de problem bedende değil, bedenden beklediğimiz değişmezlik fikrindedir. 


Sanat tarihi, bu beklentiyi kıran bedenlerle doludur. Özellikle performans sanatında beden; güzel, kontrollü ve seyredilebilir bir nesne olmaktan çıkarak sınırları, acıyı, kırılganlığı ve iradeyi görünür kılan bir düşünce alanına dönüşür. 


Marina Abramovic, Art Must Be Beautiful, Artist Must Be Beautiful, 1975 
Marina Abramovic, Art Must Be Beautiful, Artist Must Be Beautiful, 1975 

Marina Abramovic’in işlerinde bedenin sınırlarını zorlaması bu açıdan yalnızca fiziksel bir deneyim değildir. Bedenin bize ait olduğu kadar toplumsal bir alan olduğunu da hatırlatır. Beden üzerinden kurduğumuz estetik ilişki, aslında beden hakkında neye izin verdiğimizi ve neyi reddettiğimizi de açığa çıkarır. 


Bu nedenle güzellik meselesi yalnızca kozmetik bir mesele değildir. Bir estetik algı biçimi meselesidir. Bir yüzün kaç yaşında görünmesi gerektiğine, bir tenin ne kadar kusursuz kabul edileceğine veya bedenin hangi izleri taşıyabileceğine karar verdiğimiz anda, yalnızca ideal bedeni değil, normali de tanımlamaya başlarız. 


Belki de estetik özgürlük, tam olarak bu normallik fikrinden geri çekilmekle başlar. 

Çünkü her iz silinmek için orada değildir. Her çizgi yaşlanmanın kanıtı değildir. Her düzensizlik düzeltilmeyi beklemez. Her değişim kayıp değildir. Bazı şeyler yalnızca yaşanmış oldukları için değerlidir. 


Burada doğanın bilgeliği yeniden karşımıza çıkar: Doğa hiçbir zaman tabiatının aksine bir yüzey üretmeye çalışmaz. 


Bu nedenle güzelliği yeniden düşünmek, belki de güzelliği biraz daha az kontrol etmeyi öğrenmektir. 

Daha az müdahale, daha fazla şefkat. Daha az düzeltme, daha fazla keşif. Daha az zamana direnme, daha fazla zamanla birlikte yaşama. 


Sorbelisse’in estetik anlayışı bu düşünceden beslenir. 


Teni yeniden biçimlendirilmesi gereken bir nesne olarak değil, kendi ritmi, hafızası ve değişkenliği olan canlı bir alan olarak sunar. Amaç doğanın karşısında yeni bir ideal yaratmak değil; onun zaten sahip olduğu tini yeniden hatırlamaktır. 


Çünkü cilt yalnızca korunması ya da güzelleştirilmesi gereken bir yüzey değildir. Cilt, zamanla kurduğumuz ilişkinin en görünür kayıtlarından biridir. 


Burada güzellik yalnızca nasıl göründüğümüzle değil, varoluşumuzla nasıl ilişki kurduğumuzla ilgilidir. 

Kapısını araladığımız bu köşede, bedenin estetik politikalarından çağdaş sanata, doğanın ritminden yavaş yaşama, yaşlanma fikrinden güzellik kültürünün dönüşümüne kadar uzanan farklı disiplinlerin izini süreceğiz. 


Çünkü belki de bugün güzellik hakkında sorulması gereken soru artık “Nasıl daha kusursuz görünebiliriz?” değildir. 


Daha zor, ama daha özgürleştirici bir soru var: 

Kendimize ait aslen kusursuz olanı neden sürekli düzeltme ihtiyacı duyuyoruz? 


Belki gerçek estetik özgürlük, cevabı bulduğumuz yerde değil; artık bu soruyu sormaktan korkmadığımız yerde başlar. 


Bu nedenle Sorbelisse dünyasında güzellik: genç görünmekten önce canlı kalmak, kusursuz görünmekten önce kendine ait olmak, zamanla dönüşebilmektir. 

 
 
 

Comments


bottom of page